Nar: ŞİFALI BİTKİLER

Nar, tarihte ve romantizmde özel bir yeri olan, Transkafkasya dağlarına ve Irak’la İran’ı da içine alan Hazar Denizi bölgesine özgü bir meyvedir. Sümer Medeniyeti’nden kalan çivi yazıları narın yaklaşık olarak M.Ö. 3 bin yıllarından itibaren ekildiğini gösterir.



 

Yüzyıllar boyunca narın kalın kabuklu meyveleri çöl kervanları tarafından besin ve su takviyesi olarak kullanıldı. Aynı zamanda Mısır sanatında ve mitolojisinde bereket ve birliği; İlk Hıristiyanlarda, Yahudilerde ve İslam sanatı geleneklerinde ise kanı, ölümü ve yaşamın yenilenmesini simgeledi. Yunan mitolojisinde Tanrıça Demeter’in kızı Persephone’nin yeraltında nasıl nar tohumu yediği ve bu nedenle yılın büyük bölümünü orada geçirmek zorunda kaldığı anlatılır. Romalılar meyveye Punica granatum ya da büyük olasılıkla eski dünyada en iyi narların Fenike şehri Kartaca’da yetişmesi nedeniyle ‘Kartaca tohumu’ adını verdiler.

Nar tarih boyunca şifa kaynağı oldu. Meyve olarak yemenin yanı sıra Yunanlar ve Romalılar tohumlarını ve kabuklarını da gebelik önleyici ve fitil olarak kullandılar. Narın kabuğunu şifa amacıyla kullandığından ilk olarak 6. Yüzyılda Çin’de Tao Hong-jing tarafından yazılan Ming Yi Bei Lu (Ünlü Doktorların Muhtelif Kayıtları)’ da bahseder. Çin’de hala nar kabukları ishali ve dizanteriyi iyileştirmek, iç parazitleri yok etmek ve kanamayı durdurmak için kullanılır.



 

Meyvenin kabuğu, kökü ve meyvesi Orta Doğu ve Asya’da şifa amacıyla kullanılır. Batı bitkisel ve geleneksel tedavisinde meyvenin yalnızca (taze ya da ekstre biçiminde) meyve kısmı ve tohumu kullanılır. Antioksidan özelliği zengin olan nar suyu sağlıklı bir içecektir; tatlandırılmamış halindeki C vitamin oranı yüksektir. Bu meyvenin suyu prostat gibi bazı kanser türlerini yavaşlatmaya ya da önlemeye yardımcı olabilir. Tansiyonu düşürdüğü, kan dolaşımını iyileştirdiği ve arterlerde plaka oluşumunu önlediği gözlemlenmiştir ancak bu konularda daha fazla araştırma yapılması gerekir.

Yetişme Alışkanlıkları

Nar ağacı Akdeniz bölgesinin çoğunda ve Orta Doğu’da kendiliğinden yetişir. Bu durum nar ağacının yabani bir doğası olduğunu düşünmemize yol açar. Akdeniz bölgesinde yabani ağaç özellikleri sergilediği için botanikçiler nar ağacının yabani olduğunu düşünürler. Aslına bakılırsa tarih öncesi dönemde ekimle yayılmış ilk meyve ağaçlarındandır. Ekimi Bakır Çağı’na kadar uzanır; günümüzde ise eski bir zirai kültür bitkisi ya da evcilleştirilmiş bitki olarak bilinir. Belki de kökenleri Kafkaslar’dan Afganistan’a uzanan, modern Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı ve Türkiye’nin kuzeydoğusunu içine alan bir bölgeden kaynağını alan nar ağacı günümüzde dünyanın tüm sıcak iklimlerinde yetişir.

Ekim ve Hasat

Nar sıcak bölgelerde yetişir; kısa süreli hafif dona dayanabilir ancak genelde meyvelerin olgunlaşabilmesi için uzun bir yaz dönemine ihtiyaç duyar. Büyüme mevsiminin meyve üretmeye yetmediği bölgelerde bile konteynırlarda yetiştirilebilir. Nar iyi drene edilmiş, bereketli, balçık toprağı ve gün boyu güneş görmeyi sever. Kuraklığa toleranslıdır. Eğer süs bitkisi olarak ektiyseniz nar ağacını geliştirmek için budama yapabilirsiniz. Büyük çaplı üretimi en çok Kaliforniya’da, Hindistan’da, Avustralya’da yapılır.



 

Tedavi Amaçlı Kullanımı

  • Prostat sağlığı
  • Kalp sağlığı
  • Antioksidan

Tadına doyulmayan bu meyve dört bin yıldır gıda ve ilaç olarak el üstünde tutulmuştur. Diğer yaygın meyve sularına kıyasla antioksidan özelliği açısından en zengin meyvelerden biridir -bu özelliği kırmızı şarabın ve yeşil çayınkinin üç katıdır- Hayvanlar üzerine yapılan çalışmalar nar suyunun ve nar çiçeği ekstresinin damar tıkanıklığının büyümesini güçlü bir şekilde önlediğini göstermiştir. İnsanlar üzerine yapılan çalışmalar ise tansiyonu düşürmede ve iltihabı azaltmada mütevazi de olsa etkili olduğunu gösterir ki bu nedenle kalp dostu gıdalar listesinde yerini alır.

Nar üzerine yapılan araştırmaların en ilginç konusu prostat sağlığıdır. Hayvanlar üzerine yapılan çalışmalar ve laboratuvar araştırmaları narın hem suyunun hem meyvesinin kabuğunun hem de yağının prostat kanseri tümörlerini engellediğini gösterir. 2 yıl süren bir çalışmada prostat kanseri nedeniyle ameliyat olan ya da radyoterapi gören 46 prostat spesifik antijen (PSA) hastasına günde 250 ml nar suyu verilmiş ve etkisi gözlemlenmiştir. Bu çalışmada kanser tedavisi sonrası PSA bir işaret olarak kullanılmış; kanserin yineleyip yinelemediği izlenmiştir. Eğer prostat kanseri hastalarında PSA seviyesi düşerse ya da PSA seviyesinin ikiye katlanma süresi uzarsa (yani kanserin ilerlemesi yavaşlatılabilirse) tedavi başarılı olarak addedilecekti. 46 hastanın 16’sında (yani %35’inde) tedavi sırasında PSA değerinde azalma gözlendi; hastaların 4’ünde (yani %2’sinde) PSA değeri %50’den fazla bir düşüş sergiledi. Hastaların genelinde nar suyu içen hastaların büyük çoğunluğunda PSA’nın ikiye katlanma süresi önemli ölçüde uzatıldı. Bu iki yıllık çalışmanın ardından nar suyu içmeye devam edenlerin PSA değeri, devam etmeyenlere göre daha da düştü. Çalışmanın sonunda PSA’nın ikiye katlanma döngüsü 15 aydan 54 aya çıkartılmış oldu ve herhangi bir yan etki gözlemlenmedi.



 

ABD’li erkeklerde ikinci en büyük kansere bağlı ölüm nedeni prostat kanseridir. Hükümet tarafından desteklenen yedi ayrı çalışma narın prostat kanseri tedavisindeki rolünü halihazırda araştırmaktadır.

Kullanım Şekli

MEYVE SUYU: Günde 250 ml nar suyu için.

KAPSÜL: Toz halinde nardan günde 2-3 gr alın.

UYARILAR

Nar suyu içmenin ya da ekstresi kullanmanın bilinen herhangi bir tehlikesi yoktur.

Tezgah Üstü: NAR ZEVKİ

1 bardak nar suyunu kaynamaya bırakın. Ateşi kapatın. 1/2 çay kaşığı arorat nişastası (2 çay kaşığı suda çözüp sıvı haline getirin) ekleyin. Karışım anında pekleşecektir. Tatlandırmak için 1-2 kaşık akçaağaç pekmezi ekleyin. Birkaç hafta buzdolabında saklayabilirsiniz.

  • Nar sodası için 200 ml sodaya bu karışımdan 2 yemek kaşığı ekleyin.
  • Yoğurdunuza bu karışımdan 2 yemek kaşığı ekleyin.
  • Bu karışımdan 2 yemek kaşığına 1/2 bardak zeytinyağı, 1 diş sarımsak, bir miktar limon suyu ve deniz suyu ekleyin ve harika soslu salatanızı afiyetle yiyin.

AFİYET OLSUN…



 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir