Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
You are here: Anasayfa

Güncel haberler

Tuzla'daki Ölümlere Son
Perşembe, 12 Haziran 2008
Image
İ
şçi sınıfı “yalnızca acı çeken ve acılarını bir nebze azaltmak için yardım edilmesi gereken değil, mücadele eden, tüm toplumsal acıları ortadan kaldıracak güç potansiyeline sahip sınıf”tır.

Bu açıdan, Tuzla’nın her birimizi için manevi olduğu kadar maddi de bir otoritesi olmalıdır. Bu sadece işçi sınıfı hareketinin değil, ücret köleliği altında ezilen, geleceksizleştirilen, ağır çalışma koşullarında kölece bir yaşam süren tüm çalışan kesimlerin, yani bizlerin, ezilen, aşağılanan, tecavüz ve tacize uğrayan kadınların, katledilen, ezilen ve yine sömürülen kürt halkının, üniversite ve lise öğrencilerinin, kent yoksulllarının, evsizlerin, iş görmeyip kapitalistler için kar getirmediği için toplumun dışına tükürülen yaşlı insanlarımızın, haklarını söke söke alacakları, kolektif gücü ve kolektif mücadele simgesi olmalıdır. grev bunu perçinlemelidir, perçinleyecektir. her birimiz işte bu yüzden grevin izleyenleri, ve tek başına manevi destekçileri değil, maddi ve somut anlamıyla da özneleriyiz,
işte bu yüzden bu grev bizim de grevimizdir. destekçisi değil, öznesiyiz
16 Haziran'da Tuzla'da Grevdeyiz 
 

Forumdaki konu başlığına gitmek için TIKLAYINIZ!!


Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 48

Devamını oku...
 
Sıra Kimde!!!
Çarşamba, 14 Mayıs 2008
Image
S
on 4 ayda 11 işçinin, yaşamını yitirdiği Tuzla tersaneleri bölgesindeki işverenler protesto edildi. Eylemde “Sesimizi duyan var mı? Tek tek ölüyoruz” pankartı açılırken, Tuzla Tersane İşçileri Birliği Genel Başkan Yardımcısı Cahit Atalay, “tersane patronları para harcamamak için güvenlik önlemi almaktan kaçınıyor. Bunun sonucunda işçi ölümleri ortaya çıkıyor” dedi. Tuzla’daki tersaneler bölgesinde bulunan Selah Tersanesi’nde geçen cuma günü bir geminin onarımı sırasında patlama meydana gelmiş, 1 işçi hayatını kaybederken 5 işçi de yaralanmıştı. 8 aydır üst üste meydana gelen ölümcül kazaları protesto etmek için, bir grup İstanbul/Galatasaray Lisesi önünde toplandı. Tuzla Tersane İşçileri Birliği üyesi işçiler, “Sesimizi duyan var mı? Tek tek ölüyoruz” pankartı açtı. 
 

Forumdaki konu başlığına gitmek için TIKLAYINIZ!!

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 36

Devamını oku...
 
İşte FAŞİZM!!
Cumartesi, 03 Mayıs 2008
Image
 
F
aşizm nedir diye soranlara;o gün İstanbuldaki,o gün Taksimdeki FAŞİZMdi,işte faşizmin bir kavram olarak tanımı değilde pratikteki,somuttaki tanımını gördü Türkiye Halkları.İstanbul'da yaşayanlar bizzat görmüştür ki oligarşi o gün olağanüstü hal ilan etmiştir istanbulda.Taksime çıkan her yola,her sokağa,her caddeye oligarşi barikat kurmuş hiç bir kimsenin geçişine izin vermemiştir,bütün otobüs,vapur seferleri iptal edilmiş bir savaş havası estirilmiştir İstanbul'da.işte FAŞİZM!!
1 Mayıs'tan önce İstanbul valisi "polis orantılı güç kullanacaktır" diyordu.1 Mayıs'ta taksime çıkan her sokakta "orantılı güç"ün ne olduğunu gördük.Orantılı güç;biber gazıyla insanları öldürmeye çalışmak,orantılı güç; insanların kolunu kırmak,orantılı güç; insanların bacağını kırmak,orantılı güç; insanların gözünü patlatmak,orantılı güç;hastanelerdeki hastalara biber gazı sıkmak,orantılı güç;kafelerde oturan insanlara copla saldırmak,orantılı güç;insanların yüzüne tekme vurmak,orantılı güç;insanların kafasına coplarla vurmak,orantılı güç;insanlara tazyikli su sıkmak ve daha sayamadığım bir sürü orantılı güç örneğiyle karşılaştık.
İşte FAŞİZM!!
Alternatifdunyam.com Site Yönetimi

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 51

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 5 - 8 Toplam: 15
Advertisement

Giriş Formu

Hoşgeldiniz Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Eğer aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayınız!!

Kimler Sitede

Forumdan son mesajlar

Siteden Haberler

f
Burjuvazinin Formatı (28-02-2008 12:07:00)

Şarkılarla Geçtim Aranızdan (28-02-2008 12:10:35)

NÜKLEER SANTRAL İS-TE-Mİ-YO-RUZ!!! (28-02-2008 12:25:58)

Barışa İzin Verin!! (03-03-2008 01:45:29)

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü (06-03-2008 00:15:08)

Akp Kapatılıyor mu? (16-03-2008 00:25:49)

Halk SSGSS ye dur dedi! (06-04-2008 22:28:32)

Vurulmadılar bari tutuklayalım!!! (15-04-2008 21:21:06)

İşte FAŞİZM!! (03-05-2008 15:25:27)

Sıra Kimde!!! (14-05-2008 22:22:32)

Tuzla'daki Ölümlere Son (12-06-2008 21:39:20)

Sivas Katliamını Unutmadık (28-06-2008 15:22:11)

Devletin Ergenekonu!Ergenekonun Devleti (16-07-2008 21:48:16)

DHKP: Önderimizi Yitirdik (11-08-2008 21:59:57)

Burjuvazi İstiyor....Ormanlarımız Yanıyor!!! (26-08-2008 22:44:13)


Baska Bir Dünya Mümkün AlternatifDunyam.com, © 2007

Son yorumlar

Yorum yok..

Takvim

Sep 2008
S M T W T F S
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30        
Full Calendar

Yaklaşan Etkinlikler

Bilgi Köşesi

· Feodal toplum: Köleci toplumda köleler zorla çalıştırılıyordu, ürettikleri her şey kendileriyle birlikte efendinindi. Ama artık feodal toplumla birlikte kölelik biçim değiştirmiş, toprağa bağlı kölelik ilişkisi ortaya çıkmıştı. Toprak köleleri çalışmadan yaşamayı düşünemezdi bile çünkü artık ürettiklerinin hiç değilse bir kısmı kendisine aitti, kendi geçimini sağlamak üzere elbette... -Serf- denen toprak köleleri, derebeyi denen büyük toprak sahiplerine ürettiklerinin çoğunu vermek zorundalardı, bu toprağa bağlı köylünün orada yaşamını devam ettirmesi için şarttı. Kalacağı yeri sağlayan, ürettiği üründen yaşayacağı kadar faydalanmasına izin veren ve de yaptığı üretimle hem derebeyi veya lordu hem de kralları besleyen, asker sağlayan köylüyü koruyan toprak sahiplerine karşı köylüler -minnettarlık- duyuyorlardı. Bu yüzden bu kadar çok çalışıyor ve itiraz etmiyorlardı. Bu durum karşılıklı çıkarların tatmini gibi algılatılıyor, toprak sahibi ile toprağa bağlı çalışan köylünün birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları varmış da bunun sistemli bir şekilde yürütüldüğü bir toplumsal düzenin adı feodalizmmiş gibi algılatılıyordu. Bu durumun bir başka ifadesi düzenin kendini korumak için oluşturduğu ideolojik meşruiyetin sağlanmış olmasıdır. Feodal üretim tarzını temeli, egemen feodal beyler sınıfının arazini ve toprağın mülkiyetine sahip olması sayesinde, kendilerine kişisel olarak bağımlı ve toprağa bağlı olan köylülerin sömürülmesi idi. Feodal bey işlenen tüm toprağın sahibi idi. Aynı toprak parçası üretici güç olan köylünün, üzerinde kullanım hakkı için üretim yaptığı topraktı. Bütün tarımsal üretim köylülerin emeği ve canlı-cansız iş aletleri ile yürütülüyordu. Feodal üretimde var olan sömürü de köylünün harcadığı artı-emeğe ve toprak sahibi için yaratmış olduğu artı-ürüne dayanıyordu. Feodalizmde de köleci toplumda olduğu gibi baskı, şiddet, zorla çalıştırma, ceza gibi insanlık ve ekonomi dışı uygulamalar geçerliydi. Ama feodal toplum ile köleci toplum arasında çok önemli bir fark vardı: Kendine ait bir ekonomiye ve hiçbir üretim aracına sahip olmayan kölenin tersine, feodal çağın köylüsü, bir toprak parçasına ve kendi ekonomisine sahipti. Buna ek olarak da köylü tarımsal üretim aletlerinin yeniden üretimini de kendi ekonomisinde yapardı. Feodal ilişkiler sadece köyde değil, aynı zamanda şehri de kapsıyordu. Zanaatkarlar ve tüccarlar şehirlerdeki feodal ilişkilerin devam etmesini sağlayan başat aktörlerdi. Eski serf olan ve kaçıp şehre yerleşen zanaatkarlar yine de köydeki bağımlılık zincirinden kurtulamıyorlardı. Feodal beyler şehirlerden de ağır vergiler alıyorlardı. Şehirlerde hakim olan lonca sistemi, şehir el sanatlarındaki feodal ilişkilerin ifade biçimiydi. Elbette ki feodalizmi bu kadar anlatmakla yetinemeyiz, daha gösterilecek bir sürü yönü bu düzenin. Emekçi yığınlar üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırmak için feodal senyörler sınıfı, iktisadi sömürü ve siyasal köleleştirme ile yetinmiyordu. İdeolojik etki, en iyi silahlarından biriydi ve feodal toplumun ideolojisinde en önemli rol dine ve kiliseye düşüyordu. Yer yüzünde çekilen acıların ödülü olarak göklerde mutluluk vaadleri ile kilise, halk yığınlarını uyutuyor ve köylülerin feodal beylerce uygulanan baskıya, insanlık dışı uygulamalara karşı isyan etmemelerini, savaşmamalarını sağlıyordu. Marx boşuna dememiş; -Din halkların afyonudur- diye. Dinin toplum üzerindeki etkisi de aynı uyuşturucunun insan beynine ve vücuduna verdiği zarar gibi olmuş hep. Dinsel öğeleri kullanarak halka, bilinçli olarak yumuşak başlılığı ve boyun eğmeyi aşılıyorlardı. Bütün manevi yaşamın dinden esinlendiği bu çağda, kilise yürürlükte olan toplumsal düzeni, emekçilerin, köylülerin ve zanaatçıların aşırı sömürüye maruz kalmasını, kendi saygınlığını güvence altına alarak sağlıyordu. Avrupada feodal dönemin bütün uygarlığı, dinin ve kilisenin yarattığı gerici ideolojinin etkisini taşıyordu. İslamiyet de yayıldığı ülkelerde aynı işlevi görüyordu. İnsanların yeryüzündeki acılarının ve sefaletlerinin tesellisini -öteki dünyada- aramalarını ve bu durumu sorgulamamalarını öğütleyen aksi takdirde büyük günah işleyecekleri savsatası ile de korkutarak insanları kandıran dinin kimin çıkarına olduğunu anlamamak imkansız herhalde. Aslında bu durumun daha açık ifadesi şudur: -Yoksulluk, açlık, işsizlik, sömürü gibi insana hayatına yakışamayan ama yalnızca bir grup azınlığın çıkarı için devam eden bu eşitsiz durumu sakın sorgulamayın, çünkü bunu bu dünyada değiştirmeniz imkansız. -Öteki dünyada- acı çekmemek için şimdi tanrının, feodal beylerin, sermaye babalarının istediği gibi uslu çocuk olun, ne itiraz edin ne de sorgulayın. Sakın değiştirmeye, dengeleri yerinden oynatmaya kalkmayın yoksa diğer tarafta da mutlu olamazsınız. Ne tehdit ama! Çaresiz kalan bir düzene de ancak böyle yalan dolu bir -çözüm- uygun olurdu zaten... Sömürüye dayanan tüm üretim biçimleri gibi feodalizm de, hem üretici güçlerin 15 ve 16.yy da başlayan başdöndürücü gelişimi; hem de sömürülen sınıfların isyanları yüzünden yokoluş sürecine girdi. 15 ve 16.yy da teknolojideki basit de olsa kimi ilerlemeler, matbaanın icadı ve özellikle de denizcilikteki gelişmeler, bilgi üretiminin hızlanmasına ve yeni kıtaların Avrupalılarca keşfedilip yağmalanmasına neden oldu. Teknolojik ilerleme hem toplumsal işbölümünü derinleştirdi, ki bu sayede toplumsal üretim arttı; hem de keşfedilen yeni yerlerin yağmalanması sırasında özellikle ticaretle uğraşanların elinde muazzam servetler birikmeye başladı. 17 ve 18.yy gelindiğinde feodalizm artık iyice çürümüş ve var olan feodal üretim ilişkileri üretici güçlerin gelişimini engeller hale gelmişti. Bu durum, egemen olan üretim biçiminin değişimini zorunlu kılan iç dinamiklerinin yani ekonomik ve siyasal olarak yeni bir üretim biçimine zorunlu dönüşecek olan toplumsal yapının değişim unsurlarının oluşmuş olması demektir. Daha açık ifadesi; feodalizmden kapitalizme geçişin teorize edilmiş halidir, kapitalizmin feodalizmin bağrında nasıl serpilip geliştiğinin ve eski üretim biçiminin yerini daha gelişmiş olan bir başka üretim biçimine nasıl bıraktığının tarihsel bir bakış açısıyla anlatılmasıdır.